Aralık 26, 2011

Kayıp Aranıyor

Dağlardandan kar sesi geliyor da hüzün yok, hayret! Eksilmişim, bu defa gerçekten eksik bir şeylerr var hayatımda. Bir akşam yarısında, haklı bir yanımın rehberliğiyle kalabalık yalnızlığımdandan iki kalbi söküp attım, iki yalancı dudağı, iki çift bakışsız kediyi, sıcaklığında yüzümün hatlarını dolaştıramadığım o yavan çift'likleri.. Elim, cebim, çantam bir hafif bir hafif ki sormayın. Ölü canlarım taş gibi ağırlaşmıştı; içime sığmaz oldular günden güne.  Belki felsefi'l olacak ama severek hayatımıza aldığımız bazı varlıkları severek yok etmek de sevgidendendir. Bazen olduğunuz gibi, bazense öldüğünüz gibi kalırsınız akıllarda. Daha fazla ölmeye öldürmeye gönlünüz varmaz, olumsuzluğa doğru yol alırsınız olumlu cümlelerdenden.


"Birlikte EDİP CANSEVER okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır." ne de olsa.


İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimleri nasıl kaybettiğini bazı isimlerin nereye kaybolduğunu sorgular. Bazen.

Kimi çağrıları yönlendirmişim, kimini beklemeye almışım, kimini engellemişim. Girmişim dostlarla bir resmin içine ne de güzel soluyoruz..

"Biliyorum kolay değil yaşamak".. akışına bırakmak lazım bazen gariplikleri; bir garip akışına bırakmak.

Menzilimde kar boran; mendilimde kış sesleri..


 "âh, evet nerdesiniz, yoksaydıklarım ?"

Aralık 25, 2011

ÖZEL



                                         "onunla ben 
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.

bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık."

Aralık 20, 2011

Pink Floyd'a Turgut Uyar





kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkanlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer

sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum -
her şey öyle saydam öyle madensel
kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber

eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık omandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber

hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber

ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden



 

TurgutUyar

Kasım 29, 2011

Kasım 09, 2011

'Kuzu'ların Sessizliği

İyiliğin Kardeşlerine

- Kuzu, bu dünyada budalaydık ya bizi
gökyüzündeki bahçeye de habersiz indirdiler!
Otuz yıldır gökyüzünde saklıyoruz dedemi,
gözyaşını yük olur diye taşımayanların
bakışlarından uzak, ' kuzu ' sayıldığımız yıllar
kuş gibi uçtu, yanında masum bir hayret:
Hangi ' kuzu ' yla yüz yüze kalsak, sessizlik,
aramızdaki o yeni kardeş! Kelimelerse başka
ağızlarda ağır ve kaba bir şöhret...
İşte sular yükseldi, dilimize vuruyor tuz
ayrılık adalarındayız ve sustukça kusursuz
bir sessizliğe terkediyor 'kuzu'larını dünya,
ona yükümü bıraksam kuş sayılırdım ama,
gökyüzünü açık bıraktık ve bağlandık toprağa;
hala gariplerin yurdunda işittiğim gözyaşı,
hala iyiliğin gölgesine toplanacak 'kuzu' lar:
Çok çocuk kimsesiz bir çocuk tenha
gibiyiz yine garip yine budala şimdi
ağır bir kuşa benziyor omuzlarımda
ödünç kanatlı zaman, ödünç anıları da...

'Kuzu'ymuşuz daha ' Gurbet Kuşları'na ağladığımızda!





H.Ergülen

Ekim 24, 2011

içime kurt düştü..



'Öyle çabuk
dönüp gidiyor ki insanlar.
Sesiniz ağzınızda
dağılıp kalıyor.
Kimin gülüşünü
biraz araladıysam
dişleri ıslık çalıyordu.."

Şükrü Erbaş

Ekim 23, 2011

Bang Bang



"Ayağı kırık bir at var kalbimde,
kim vuracak?"

İstanbul'undan bul!

Koleksiyon denince aklımıza kıyıdan köşeden, sokaktan, evin suç diplerinden bulup topladığımız somut, küçük nesneler gelir. (şöyle bi' kitap edasıyla giriş yapmak istedim) Eski değerini yitirmiş, bedbin olduğu sürece para, pul, kartpostal, kurşun askerler, barbie bebekler, döküm döküm borç senetleri, makbuzlar, kartpostal, yağlıboya resimler, müzik kasetleri masetleri derken bilumum çerden çöpten bile koleksiyon yapılabilir. Tabii bu ilgi alanına göre muhtelif katı cisimler olabilir. Misal; antika eşya, otomobil, fabrika, şirket, sanayi vs. mülk'iyelik eklerine sahip yerli kaymak tabaka olarak Koç, Sabancı, Zorlu; enternasyonel katmanda siberuzayan uzuvlar Eric Schmidt, Bill Gates; süpermarket zinciri Albrecht, moda trendi Ortega; aman petrol canım petrol Batista; gökyüzünü façalayan demir kanat McNerney;  çelikduvar Mittal vesaire vesaire avangard yüzlerin hobi yatırımlarından söz etmek empati limitimi aşıyor doğrusu.
bi sektörgitsinler be!


                                                                     * * *

Fersah fersah ötekileştirdiğimiz, hayatımızdan çıkardığımız en sevimsiz neyse ne'leri toplayıp şefkatle bağrına basan çöp karıştırıcıları var bu hayatın pisler kulvarında. Başkalarının çöpe attığı geçmişi kendine gelecek yapmaklar.. sokağın en itibarlı mim sanatçıları onlar bana göre. ["Behind the curtain in the pantomime"]  Hırpalanmış, tükenmiş, reddedilmiş, kendini kullanılmış hisseden, gururu ayaklar altına alınmış zavallı eşyaları lalettayin(ne güzel bir kelimedir) tek tek çıkarırlar pislikten; İstanpul'un falanca semtinin filanca sokağında bir aşağı bir yukarı sürdükleri geri dönüşüm kutusuna doldurur, sonra onları teker teker evde özenle cilalayıp yeniden can verirler adeta. eşyalar asla değerini yitirmeyecek, asla miadını doldurmayacak, asla kapı önüne konulmayacaktır bundan böyle. hepsi içlerinde Alaâddin'in Cin'ini barındıran sihirli lambalar gibi ışıl ışıl bakarlar yeni sahiblerine. hayli dayanıklı, hayli değerli, evladiyelik ve hayhayli mutludurlar. ve teşekkürü bir borç bilip sarılırlar işlevlerine canla başla.

Epi topu dokunabildiğimiz, sıkılınca atabildiğimiz, kırıp parçalayabildiğimiz, hıncımızı öfkemizi çıkardığımız kaskatı yığınlarımız. ya her gidenin içimizde bıraktığı melekler..? sonra onların pul pul dökülen kuyruklu yalanları..? kesif aldatılmışlıklar.. onca anıyı, onca acıyı, hüznü, kederi, ihaneti, riyayı, mertlik bozan icablar kumkumasını içimizde nasıl biriktirdiğimiz? nasıl içimizden söküp atamadığımız? nasıl onunla yaşamaya alıştığımız? zihnimizde birikmiş onca soru işareti?????..

Onca "düşün taşın" altında eziliyor insan dünya çarnaçar dönerken. en müteşebbis iç ses  de şu oluyor; "Hay'at gitsin fikrinden zikrinden zihninden";

"çünkü Sende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken Seninle";

çünkü

"yaşamak şakaya gelmez."



                                                              * * *

Eylül 11, 2011

bazıseslerisusturamazsınız



Küçük çare deliklerine sıvışmaya çalışan vahşi yaşamın en gerek yalanları..

Sizler, en küçük deliklerden bile geçebilecek denli  (kıs)kıvrak, sürüngen ve küçüksünüz!











Eylül 08, 2011

İstiklâl Savaşı





"Ben
şehsuvar!!
sığ sıkıntılar ardınca yükselen belediye otobüsü.."





Kayıp bir semtin boşluğuna boca et içimdekileri, Şesu!

Yine, "insan olan yerlerim çok ağrıyor". Çok yara aldım yanıma, kan çanağı yanıma. Öyle bir acı ki, en kör bıçaklar hissettiremez. "Keskin" bir yara.. İçimi kanatan, hiçe kanayan. Kabuk bağladıkça kana teşne. Dışım, mutluluk taklidi yapıyor; çatra patra sessizliği konuşuyor. İçim, hınca hınç hayal kırıklığı, ümitsizlik, çığlık çığlığa geçmiş, karamsarlık, bulutsuzluk özlemi... Hem bunları anlatmak kime yara ki, anlamak neye yara ki? "Sabah olmak her gece kolay mı sanırsınız / Bulutları dağıtıp güneş olarak doğmak"



"Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen..?"


Bak, bir çocuk, bakıyor balkıyan gözlerle. Gördüğü şey'in adını bilmiyor henüz. O tatmadığı pembe buğulu illeti sorgulama hatasına düşmemiş. Balkon, o'na güven veriyor, koruyor kolluyor. "Ölümün cesur körfezi gibi evlerde." 


Çilingirde oltaya takılmış akşam yemeği, şişesinde balık olunası zemzem ve aşkın radyo aktivitesinde 'veda busesi'.

Gecesi gündüzü vardiyalı, zamansız nadasa bırakılıveren işçilerin günübirlik kazançları.
 Hayatın kara yollarını aşmış, alınteriyle ekmeğini taştan çıkaran toprak ana'nın kanadı kırık göçmen kuşları. 

Çerden çöpten hayallerle geçinen ev işleri müdüreleri.

Metin'in oğlunun tribün öfkesi; en büyük uğraşıysa Metin olabilmek. 

Bak! Yüreğinden ayaklarına kadar süzülen utançla, loğusalı, bebeğini Allah'a emanet ediyor. Ve bir kız çocuğu aslını arıyor. Arayışlarla dolu, kırık dökük çekmeceler ve içindekiler: umutlar, fotoğraflar, beniunutlar, benimettimsenetme çiçekleri, ağustos çıkmazları, ağlatan mutluluklar, geyikli geceler, hüznün kuşları, unutma dostumsun'lar, yangınvar, düşüncesi değil; kendisi, son damla'sına kadar yaşanmış ve yaşandıkça adı anıyla ya da acıyla anılacak nice yazgı.



"Ya da kımıltısız bir kuş ölüsü..!"



Taksimetrenin en açık yerindeyiz, Şesu. Binalar kadar allahın taşıt vergisi de yüksek. Üstü açık arabalarda, gececil kuşların ürkmediği izbelere gidilir ve meblası yüksek yaralar açılır kasalara.  Aşkını icra eden erkekler romantik, cömert, alçak gönüllüdür. Kızın mı var derdin var! Aşırı kız yapan maça ası abiler, pek "kızgın"dırlar. Hep doğru ata oynayabilmenin stresi.
Hayatın gümüş tepsi içinde sunulduğu özel bir davet yeri. Sınıf içi entelijansiya kompozisyon yarışmaları. Düşlerini bilemiş kültür bitkilerinin beynelmilel kelime dağarcığı.
Zil zurna, yatay ve dikey haz sınırını aşan, hayatı acı frenlerle sollayan beyoğlubeylerin ana sınıf-sosyal bilgiler dert notu hep pekiyi. 

Fren yaparken ayağını korkak alıştır. Dur gitsinler!  Rastlantıyla bir araya gelmiş kabilede, yaşam zar üstelik. 

Bak! 'Zenginliği göbeğinde taşıyan' hayır!'sever bir baba, utancını yoksun!'luğa itiyor. 'İnsanlık belgesli..

Kısacası; taşıyla, toprağıyla, altınıyla 2010 Avrupa Kültür Baş Semti.


"Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm!"


 Kimi sürer Karun sefası, kimi çeker keşkül cefası. Renk körü insanlığın yüzüne nakşolsun diye. Seçilmiş birkaç zihne yarasa gibi çarpsın diye. Yaralarımı müsait bir yerde bırakmak istiyorum. Evet, bu hakkımı kullanmak istiyorum, Sayın Işık.

C) Arka kapı, lütfen!






"İstanbul bu!...hürriyete mecburdur!"

__________________________________________________________________________

eve dön! şarkıya dön! kalbine dön!







"İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür derim."

Ağustos 10, 2011

sesimdesöyleyemediğimsözlervar

"bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki, sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye gıcırdandım takatsız."



ben senin için gökyüzü oldum
fırtına oldum
geldim ve gittim
kanat çırpmazsan olmaz
anlamadan deniz nedir,
huzur mudur, durur mu öyle?
kim bilir akşam nedir,
yüzüm kavuşur mu?






keskinbirhanım



Ağustos 05, 2011

Öyle bir yerdeyim ki..

Şu ellerin taşı bana hiç değmez
İlle de dostun bir tek gülü yaralar beni



Pir Sultan Abdal







Temmuz 29, 2011

Yüzüm gözüm telefon kesikleri...

- aklım kadar ötedeyim, sense benden beethoven kadar uzakta. tebliğ ediliyoruz sanki susuzluğa ve uykusuzluğa. sahi saat kaç?

-- sahi sular vardı. sular bizi korkusuzca sularlardı karanlıkta ilahi taşları sever gibi. neden aradın beni? kaybolmadım ki. arama bir daha, ararsan kaybolursun korkularında.


- ben kaybolursam sen sessizliğinden suçlu olursun, suçla avunursun. herkes çekildi, şimdi herkes yeniden çekilecek ve mavi bir şey kalacak sanki ağzımda.


-- bana ağzını ver! ağzınla örteceğim içimdeki uçurumları, kimse düşmesin, kimse üşümesin diye örteceğim ağzını dudaklarımla. ceylanlar öldü mü martılar gömer çünkü onları uykulara.


- bunlar nasıl kolay kelimeler, kolay sesler, kolay yalanlar, kolay trajediler. kolajı yarım bırakılmış, tasviri ertelenmiş ürpertiler! beni arama bir daha.


-- bir daha sen arama beni, beni arayacaksa polis arar sokaklarda, it arar, düş arar. keskin ve allahı olmayan bir cehennem arar, kendimde bulacak olursa bir kırık
ilhan irem plağı ver bana!

- hayır, asıl sen arama! aranan ve bulununca ortadan kaldırılacak bir acıyım ben. acıyan bir şeyim ağrının ortasında varlığından devasa. elimdeki plakların bir yüzü silinmiş, sadece çığlıklar var orada.


-- o zaman kimse aramasın bizi, seni de aramasınlar, beni de. ulaşamasınlar tedirgin saldırganlığımıza. içimdeki rüzgar kanıyor, kan rüzgardan değil efkardan akıyor ince ince.


- telefonu kapatmak zorundayım, biri kapıyı çalıyor gecenin bu yarısında. belki birileri de binayı kuşattı, numarası silinmiş tüfekler var omuzlarında.


-- omuz dedin, omuzlarımı da aramasın kimse. orada uyumuştun bir kaç kere. delil bulurlar, deli bulurlar, bizi bulurlar belki omuzlarımda.


- telefonu kapatmak zorundayım. biri kapıyı kırdı bana usul usul yaklaşmakta. belki

birileri de yüzümü kuşattı, evin her yeri baştan aşağı sancımakta.

--ciddi söylüyorum beni bir daha arama, üstümü arama, ruhumu arama, yasak belge arıyorsan kalbim, uyuşturucu arıyorsan sadece adın var ardımda.


- telefonu kapatmak zorundayım, biri aşkıyla bana kurşun sıkmakta. belki birileri de beni sevebileceğini farketti, bedenim slogan oldu meydanlarda.


-- telefonu asıl ben kapatmak asıl ben zorundayım asıl. yuttuğum haplar şiddetle patlamakta. sen buna lüzumsuz intihar diyeceksin sanırım ama lüzumlu bir narkozda ömür boyu sürecek aslında.. bir daha beni arama.


- sen de arama aslında..


-- arama lütfen..


- bir dahaki peygambere kadar

söz
asla!
sen de..

-- arama!

..ama aslında.







küçük İskender

bitti o sevda

Temmuz 21, 2011

eprimiş bir gelecek ve gri anlar*















benim bir sevincim var yüzün artık akşam
bir çocuğun gülüşünü görüyorum nereye baksam

kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok
ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam



bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz
doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam

ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan
silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla


ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok
bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam

sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil
bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam





turgut uyar


_____________________________________________________________________

* AhmeT Telli; Ütopya

Temmuz 04, 2011

Belki de Pekos Bil..


Ama kim? Ben miyim burda bir esrime mi
nedir bu kuşların uçuşunda gördüğüm?
Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı.
Oysa yüreğimden akan o derin suda
kırmızılar öylesine yırtılır ki
siner kan,
huysuz kemanlar dolar şahdamarıma,
yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular
utancın köpürttüğü yanaklarımdan.
Köz komamış ateşinden bize o adam
şimdi gülüşlerimiz yırtıcı, gülüşlerimiz korkunç
ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan.




İsmet Özel

Haziran 24, 2011

Uzak-Yakınlık

Sıcaktan daralmış sokaktayız, sevgilim. sokağın en boğumundayız. 'mutluyken de boğulabilir insan'ın muhitindeyiz. şair hanımın dediği gibi, ayıplanmanın muhiti buralar. yaktığın her ağıt burda alev. içimden bir parça alaz düştü bu sokağa ,sevgilim. bulsalar küllerinden tanırlar kimliğimizi. yüreği ağzında, kara giymiş, yaslı başlı bir kız ile kızın soluğundan haylice dili yanmış, uslu puslu bir oğlan diye geçerler kayıtlara. ama bilmezler o dilin kemiği yok! bizim eve yakın bu sokak, çok geçmez gelirler bizimkiler de lambanın aydınlığına. buralarda elektrik akımı yüksektir, sevgilim, akım akım ana doludur buralar. dikkat et, bizi böyle sokak ortasında yeşilllikte otururken  görmesinler; altına sandalye çekerler kor günümüzün.


 O gece yandık yan yana. ah, bir damla dökülmedi ağzından ağzıma. ah sevgilim, ne gerek vardı onca yangına. allah korumuş ikimizi de o gün. bi' verdiğimiz varmış birbirimize. yoksa 'ölüm de yetişemezdi ambulansa.' demem o ki; elinden bir bardak su yeterdi ayıbı silip süpürmeye.

"Güzel çoban, bir içim, bir yudum su testinden
Bugün sıcak yine pek, sanki her yanım yanıyor"
  


Sen ille cehennem ehline ateşle temizle dedin ayıbımızı. peki ona da tamam, ona da ok. kalkıp gitmiyorum, bak hala burdayım. inadına gitmiyorum, inadına seni kaybedeceğim. inadına arabesk dinleyeceğim senden. - bak model almıştık bu sözleri; "değmesin ellerimiz, buluşmasın o gözler" diyordu grup. bari bırakayım da elini piç olmasın şarkımız da da da. teninle konuşmak istemiyorum şu ara. sonra işin yoksa duş. sonra duşla birlikte bu aşk burada biter miter. al başına belayı; en başına. korkuların etekleri tutuşsun.


Dizle beni sevgilim. hani hıncını dizinle çıkarmaya çalışmıssın ya benden. hani ben bu aşka hep örülmüş bir duvar gibiydim ya. görmek istedim nasıl da vurmuşsun beni duvardan duvara. örgülerini çözmeye çalışsam da suçlarımın, sen hep duvara karşı'sın. ısrarla geriyorum aramızda inleyen o teli. hatta sen yollarımdan, okul günlüğümden geçerken, ben oraya kandili yanmış bir çocuk gibi iplerden tuzaklar kuruyorum. düşesin de kırılasın beni sevmediğin yerlerinden. allahtan kırık çıkık olmadı da yalnız şu dizlerin beni sevmiyor mu ne? bak onların yüzünden günışığı görmeyecek kemiklerimiz. söyle onlara, bir uzmana görünsünler, dışlasınlar anksiyeteyi. duyan da agorafobisi var bunların sanacak.  söyle, sokak ortasında rahatsızlıkları tutarsa ellerimle sararım yaralarını. aşkı yokuşa sürmesinler daha da. ya da onları evde bırak da gel yanıma.


Sevi'n gayrı. çoğalıyorum sana bölünerek. bölünüyorum çoğalarak. şu aramızdaki bişeysel üreme organımız yok mu? amip gibi sardı çevremizi. ayak mı yapıyor ne? gel-git; git-gel. ne yalancı ayakları var değil mi? "Kızım sen bana güvenmiyorsun ki aşık olasın!" diyor ya ağız dolusu öfken.
"Ben güve-ne-bili-yorum oğlum!" Mesela güvenden korunmak için naftalin koyuyorum ceplerime. Güven bana bu yüzden yaklaşamıyor olsa gerek.
-Bakışlarımda sanat arama, onlar benim ünlemlerim.


Oooff off! şiirlerin de eski tadı kalmadı. eskiden masaj gibi gelirdi meylime gelen sevda sözleri. yüreğimi çocuk gibi okşardı çocuk. bir kelâmda sildim hepsini. 'söz tanık olsun diye yaşadığımıza'ydı onca kelâm '  amentü'yle başlamıştım 'ikigen sonzuluğu'ndaki zamanımızı cem etmeye. kutsal bir grev gibiydi, sofradan yarı tok kalkmak, yataktan uykulu kalkmak, bulduğun masaüstü, dizüstü ne varsa oturmak ve "hiç tanımadığın bir erkeğe sırf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba demek." bir şarkı duydum kalbim acıdı. "içimi açtım sana, içini açmak için." sonra ben  'içinden doğru sevdim seni.' kimler şahit olmadı ki kuşkumuzun şiddetine. Ve ben senden birşey öğrendim; artık gereksiz ünlemler almıyorum cümlelerime.


Sevgilim, o zamanlar kumraldı gökyüzüm; kırmızı bir kuşun soluğuyla uçuvermeye kanatlı. yoksulduk; ah yine yoksun'luk savaşı veriyorduk. geceler kısaydı. ocak başındaydı ömrümüz hatırlarsan. yanıyordu gençliğimiz. gün doğmadan neler doğardı bıraksak. öyle bir gün'eş doğdu ki ömrüme; ben o günü kutlayamadım. gün bana kızgın; öfkeli; kırmızı soluğuyla bir boğanın. yaklaşsam canımı yakacak biliyorum ama koordinatlarını vermeliyim  kırıldığım yerin diyorum içimden. yaz gitsin diyorum içimden; sen anlat kırılganlığını; varsın ayaz kalsın içinde.  “seni kırdığım yerden beni de kırdılar. ben hiçbir cümleye ağlayamam artık seni.” diyorum sevgilim; sadece senin olmak istemiştim diyorum.

"biliniyor şarkıların sırası bizde
biliniyor hayat bizden razıdır
otların sarardığı yerlerde güneş
kurşunun değdiği yerde heves kalmıştır"



"Serde ressamlık var azcık" bütün gün yüzünün atlarıyla uğraşmışım; "yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?"-yanlış bir mesaj yollamışsın, demişsin ki: "Aynada görünmüyor yüzün artık baktığımda."

"Bir bulup bir kaybettiğim
Yani bir gezginin hep gittiği,
Senin yüzün benim yüzüm değil mi?"


"Ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu"
Ben Seni Seviyorum Bunda Bir Kasıt Yok, diyorum anlamıyorsun. her ateşle imihanımızda silip atıyorsun beni hayal değirmeninden. s.ktirip gidiyorum ben de her defasında. 'mahsur kalıyorum, meçhul oluyorum, şehit düşüyorum alacânım,

indi
mi
göğsüne
heves?

'Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının, benim yüzümden kesmişsin umudunu onlardan. Çok iyi hatırlıyorum; "sıkıldığım zaman kıydığım ilk organım saçlarım oluyor" demiştin bir keresinde. sonra sevgilin seni nerenden başlarmışmış sevmeye falan.

 1."Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse  değerlendiremez."

-Bütün kara parçalarında
Afrika dahil.-

2. Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum


3. Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

4. Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
Bunların konuşması olur öpülmesi olur



Sen yine de;

"U
z
a
t
saçlarını.
Yarimsen.."



Ne kadar koklasak, öpsek, okşasak da bir o kadar da kırıyoruz, yakıyoruz, incitiyoruz en birinci, ikinci yerlerimizi. karanfil değil gül değil; biz ağzımıza yenilgidendeliyedönmüştribünü alıyoruz. iki sevgili değil, iki zıt kutup. iki düşman. iki holigan oluyoruz artık. kıran kırana bir maçta sonuna kadar kendini savunmalısın diyor filmin tanıtımında. savaş diyor. nefret ettiğin birini düşün. kargaşa başladığında sakın kaçma diyor. Yeşil Sokak Holiganları'yız biz seninle. kıyasıya mücadele eden birtakım şeyleriz işte. fenerbahçe-galatasaray. bursaspor-beşiktaş. skorların da hesabını tutmadıydık tühh. heder ettiydik haftasonlarımızı, haftabaşlarımızı, haftaiçlerimizi. Daralandakısapaslaşmalar şu yaşadığımızın özeti.


Bir şey var şu bizim durumumuz ona benziyor
Umarsızlığı yüceltmek mi?
Renkleri beklemek belki..." sonra bir sevişme geliyor günün en demli yerine.  [ engin KPSS bilgilerime dayanarak söylüyorum; denge-dengesizlik-denge kuramının ta kendisiyiz yemin ederim. ben sende özümlemeyi sevdim, ben sende adaptasyonu sevdim ben sende piaget'yi sevdim.]

O sıra; İlhan Berk  dizeleri resmi geçidini gerçekleştiriyor iletişim ağlarından:

-Bakmak Aşktır;
-Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım
-Güzel Irmak;
-Çok Uzun Bir Gündü Aşka Dönüyordum
......................
..........
...
.
.
.

Benim deyimimle 'anafor' senin deyiminle 'tazyik' kıvamında şeylerdi hepi topu; benseninlenoktanokta. hırsızın devirdiği eşyalar kadar tehlikeliydi bir zamanlar. sanki değişen ne? bana kendini hiç bırakmadın ki. o vakit, tam da bu vakit." diye mırıldandığını duydum harflerinin. bence sen de haklısın dı rı rımmm benn-ce sen de haklısın. "aklımdan çıkmıyorsun dedim; başka türlüsünü yorgunum anlatmaya." 


 "Belki umurumdasın evet umurumdasın.." ondandır sema gibi dönüp dönüp döndüğüm sana. bak başım dönüyor ikimizden. ondandır gittiğim her yere seni de götürmem. ondandır gitmediğim yerlerde seni beklemem. misal yüxexesli bir konserde bağırıyorum; "aşkııııııııııııımm, çok iyi çalıyorlar; bunlar insan de ğiiil!" o değil de ben seni bursalara götürdüm. elimde seni su sanan bir çakıltaşı ile adınınbaşharfini paraf attım sahile. görüyorsun ya dönüp dolaşıp aynı şeyi dikte ediyorum kendime.



bak bana ürktükçe kendimi yanlış bir adıma
ürktükçe kendimi kısacık bir harfe
dağlara mesela, düşlere, dumana
sana...
adamış gibi kışkırtıyorum kendimi yolları

derin bir adım daha at
ertele içimdeki uçurumları


-Ah be kızım, bazı yerlerinde gülüyorum; bazı yerlerinde hüzünleniyorum, yine de senin şu yazdıkların abesle iştigal!
 Evet, evet. aynen böyle düşünüyorsun. temcit pilavı gibi aynı şeyleri ısıtıp ısıtıp sunma önüme diyorsun. ya hep, ya hiç. yeter be gülüm olaylar sağanağına tutma daha. yetmez mi ikimize bir sağanak. iğne deliğinden Hindistan'ı mı görüyorsun sevgilim; nasıl düşünebiliyorsun öyle bir adam olduğumu?


-Düşü Ne Biliyorum.

                                                

.
.
.

-öyleçokşeyvarkibaksanadair-

Haziran 22, 2011

Le Rouge Et Le Noir













"Jim Morrison, Hendrix ve John Lennon
yoktu artık; yoktu "Göğe Bakma" durağında
şemsiyesiz bekleyen yağmur kadınları.
Herkes bir 35 yaş şiiri yazdı kendi
eksik hayatından, fethedeceğimiz dünya
inanılmaz bir hızla geçmişe doğru
kaydı: Üşümüyordu kimse şimdi,
yanlış koruda düdük çalıyordu bekçiler.
Eskiden bir bahar vardı, flüt
ve keman,


Le Rouge biraz daha kana
,
,
,

koyul biraz daha ey dipsiz Zaman."

Haziran 19, 2011

Balık Gözüyle İstanbul


















Kayıkların direkleri insanların üzerinde


Büyük bir bulut gelip durmuştur
İşte karın karına vermiş motorlardaki balıkların üstlerine yağmur
yağıyor

Bir defa olsun akıllarına gelmemiştir
Gözleri pırıl pırıl balıkların
Bir İstanbul göğü altında ağlamak

Hepsi denizde geçen hayatlarını düşünüyorlar
Dokunsanız ağlayacaklardır
.
.
.



İlhan Berk ; İstanbul'dan

Haziran 11, 2011

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar






Torba Suat: niye böyle oldu be abi? ben çok sevmiştim be abi. o kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar. benim günahım ne be abi?


Hacı: bak koçum! belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. sevgililer! bizim olanlar ya da olmayanlar... hepsi iz bırakır. bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. yaşlıları düşün... sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. ama öyle değil... ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.




Torba Suat: beni çok derin kazıdılar abi... ama altından sarı yeşil çıktı! (kalecisi olduğu esnaf spor'un renkleri) sen demiştin ya abi, hani sonbaharda dağlarla çamların arasında görünen yaprakları sararan çınar ağaçlarına bakıp, işte bizim takım demiştin. işte bizim takım o abi.


Hacı: evet, bizim takım, hep yeşil kalan çamlar ve hep sararan çınarlar. hayatta torba, yeşil kalmak da var sararmakta. dağın rengi bunlar dağın rengi. neyse, serkan senin takım arkadaşın, nurten de artık ya yengen ya da bacın. o artık yok, belki de hiç yoktu. hadi sil gözlerini,bu kadar diyet yeter.


Torba Suat: evet abi, o artık yenge, ben de kaleci. kaleci torba suat.

(kalkar, çıkar)



(Aynur gelir)


Aynur: konuşmanı özlemişim.


Hacı: senin için kelimelerim bitti. sen bitirdin.


Aynur: sen yanlış yaptın hacı, olacak iş değildi bizimkisi, anlamadın.


Hacı: biliyorum, bazen seninleyken bile böyle düşünürdüm. anlamadığımı düşünürdüm. kendi elimle seni kaybettiğimi. o zaman ölmek gelmişti içimden, geberip gitmek. bu aralar yine oluyor ama kimse yok ki, kimi kaybediyorum? niye hâla böyleyim, bilmiyorum.

(kalkar, kapıya gelir)



Aynur: dur! biraz daha konuşalım. aslında bunları özlüyorum...


Hacı: seni diyemiyorsun di mi? seni özledim demiyorsun. her zaman kraliçelik peşindesin. hep ulaşılmazsın. halbuki ben o kadar çok şeyi özledim ki unutuyorum bazen, artık fark etmez diyorum. dünya artık böyle benim için; sen yoksun, yoktun zaten. bunu niye yapıyorsun? aklımı karıştırıyosun. bu iş bitmedi mi ha? 5 yılımı senin için harcamadım mı? ben yapamam, hem senle hem sensiz olamam. ne yapalım? ben böyleyim. ben gidiyorum.

(çıkar, aynur rakısını içer. ekran kararır.)

Mayıs 27, 2011

Nasılız?

"De bana kim bulacak denizin kalbini
Yeşimden oyulmuş ağaçlar
Kıyılarda
Kim bulacak kıyıların kalbini
Hepsini anlat, hepsini.
Anlat ki
Güneşli günler de sıkabilirmiş insanı
Bir rastlantı gibi gelen mutluluklar da
Susarsak susarmışız da, ölçemezmiş kimse derinliğini
Kim bulacak derinliğin kalbini
Sana kızar mıyım hiç
Bana bir gül ver."

Mayıs 22, 2011

can-kırığım

" ah bedenin, zakkum bedenin!
bir dağyolu tadında
ve ben o yolu
kalbiyle bilen
yüzün gizemdir senin, yokluk!
acı, sessizce yedi dildedir
sevdalar kimdedir, kandedir
ve depremler
senin neren?

kalbim buluşmamızdır, ey ceren!"






Hadi bir şeyler söyle; çocuk gözlerim dolsun..




Mayıs 17, 2011

Mayıs 16, 2011

Nisan 28, 2011

adamınbeşharfiniatıyorum



Birini görüyorum kalabalıkta
o adam işte sana benziyor
ama sana nasıl da benziyor
binlerce adam kalabalıkta




O'sun sen yürüyüp gidiyorsun..


.
.
.




Cemal Süreya