Ekim 24, 2011
içime kurt düştü..
'Öyle çabuk
dönüp gidiyor ki insanlar.
Sesiniz ağzınızda
dağılıp kalıyor.
Kimin gülüşünü
biraz araladıysam
dişleri ıslık çalıyordu.."
Şükrü Erbaş
Ekim 23, 2011
İstanbul'undan bul!
Koleksiyon denince aklımıza kıyıdan köşeden, sokaktan, evin suç diplerinden bulup topladığımız somut, küçük nesneler gelir. (şöyle bi' kitap edasıyla giriş yapmak istedim) Eski değerini yitirmiş, bedbin olduğu sürece para, pul, kartpostal, kurşun askerler, barbie bebekler, döküm döküm borç senetleri, makbuzlar, kartpostal, yağlıboya resimler, müzik kasetleri masetleri derken bilumum çerden çöpten bile koleksiyon yapılabilir. Tabii bu ilgi alanına göre muhtelif katı cisimler olabilir. Misal; antika eşya, otomobil, fabrika, şirket, sanayi vs. mülk'iyelik eklerine sahip yerli kaymak tabaka olarak Koç, Sabancı, Zorlu; enternasyonel katmanda siberuzayan uzuvlar Eric Schmidt, Bill Gates; süpermarket zinciri Albrecht, moda trendi Ortega; aman petrol canım petrol Batista; gökyüzünü façalayan demir kanat McNerney; çelikduvar Mittal vesaire vesaire avangard yüzlerin hobi yatırımlarından söz etmek empati limitimi aşıyor doğrusu.
bi sektörgitsinler be!
* * *
Fersah fersah ötekileştirdiğimiz, hayatımızdan çıkardığımız en sevimsiz neyse ne'leri toplayıp şefkatle bağrına basan çöp karıştırıcıları var bu hayatın pisler kulvarında. Başkalarının çöpe attığı geçmişi kendine gelecek yapmaklar.. sokağın en itibarlı mim sanatçıları onlar bana göre. ["Behind the curtain in the pantomime"] Hırpalanmış, tükenmiş, reddedilmiş, kendini kullanılmış hisseden, gururu ayaklar altına alınmış zavallı eşyaları lalettayin(ne güzel bir kelimedir) tek tek çıkarırlar pislikten; İstanpul'un falanca semtinin filanca sokağında bir aşağı bir yukarı sürdükleri geri dönüşüm kutusuna doldurur, sonra onları teker teker evde özenle cilalayıp yeniden can verirler adeta. eşyalar asla değerini yitirmeyecek, asla miadını doldurmayacak, asla kapı önüne konulmayacaktır bundan böyle. hepsi içlerinde Alaâddin'in Cin'ini barındıran sihirli lambalar gibi ışıl ışıl bakarlar yeni sahiblerine. hayli dayanıklı, hayli değerli, evladiyelik ve hayhayli mutludurlar. ve teşekkürü bir borç bilip sarılırlar işlevlerine canla başla.
Epi topu dokunabildiğimiz, sıkılınca atabildiğimiz, kırıp parçalayabildiğimiz, hıncımızı öfkemizi çıkardığımız kaskatı yığınlarımız. ya her gidenin içimizde bıraktığı melekler..? sonra onların pul pul dökülen kuyruklu yalanları..? kesif aldatılmışlıklar.. onca anıyı, onca acıyı, hüznü, kederi, ihaneti, riyayı, mertlik bozan icablar kumkumasını içimizde nasıl biriktirdiğimiz? nasıl içimizden söküp atamadığımız? nasıl onunla yaşamaya alıştığımız? zihnimizde birikmiş onca soru işareti?????..
bi sektörgitsinler be!
* * *
Fersah fersah ötekileştirdiğimiz, hayatımızdan çıkardığımız en sevimsiz neyse ne'leri toplayıp şefkatle bağrına basan çöp karıştırıcıları var bu hayatın pisler kulvarında. Başkalarının çöpe attığı geçmişi kendine gelecek yapmaklar.. sokağın en itibarlı mim sanatçıları onlar bana göre. ["Behind the curtain in the pantomime"] Hırpalanmış, tükenmiş, reddedilmiş, kendini kullanılmış hisseden, gururu ayaklar altına alınmış zavallı eşyaları lalettayin(ne güzel bir kelimedir) tek tek çıkarırlar pislikten; İstanpul'un falanca semtinin filanca sokağında bir aşağı bir yukarı sürdükleri geri dönüşüm kutusuna doldurur, sonra onları teker teker evde özenle cilalayıp yeniden can verirler adeta. eşyalar asla değerini yitirmeyecek, asla miadını doldurmayacak, asla kapı önüne konulmayacaktır bundan böyle. hepsi içlerinde Alaâddin'in Cin'ini barındıran sihirli lambalar gibi ışıl ışıl bakarlar yeni sahiblerine. hayli dayanıklı, hayli değerli, evladiyelik ve hayhayli mutludurlar. ve teşekkürü bir borç bilip sarılırlar işlevlerine canla başla.
Epi topu dokunabildiğimiz, sıkılınca atabildiğimiz, kırıp parçalayabildiğimiz, hıncımızı öfkemizi çıkardığımız kaskatı yığınlarımız. ya her gidenin içimizde bıraktığı melekler..? sonra onların pul pul dökülen kuyruklu yalanları..? kesif aldatılmışlıklar.. onca anıyı, onca acıyı, hüznü, kederi, ihaneti, riyayı, mertlik bozan icablar kumkumasını içimizde nasıl biriktirdiğimiz? nasıl içimizden söküp atamadığımız? nasıl onunla yaşamaya alıştığımız? zihnimizde birikmiş onca soru işareti?????..
Onca "düşün taşın" altında eziliyor insan dünya çarnaçar dönerken. en müteşebbis iç ses de şu oluyor; "Hay'at gitsin fikrinden zikrinden zihninden";
"çünkü Sende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken Seninle";
çünkü
"yaşamak şakaya gelmez."
* * *
"çünkü Sende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken Seninle";
çünkü
"yaşamak şakaya gelmez."
* * *
Ekim 21, 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



